Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Değerini Bilmek

Vaktiyle ergin bir şeyh, yıllarca yanında yetiştirdiği müridini imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip: “Oğlum” der “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. ” Mürit elinde pırlanta bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu alır mısınız?” diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. Mürit teşekkür edip çıkar. Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gidir: Buna ne verirsiniz?” diye sorar Semerci şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.” Mürit en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. “Bu kadar büyük pırlantıya nereden buldun?” diye hayretl...

Tepkisizlik

Psikolojik harekât ile insanı şartlandırmak ve istenilen yönde hareket ettirmek veya tepkisiz bırakmak mümkündür. Psikiyatrist Prof. Dr. Kerem Doksat, “Pavlov’un köpekleri ve refleks kırılması” başlıklı yazısında konuyu inceliyor. “Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken zil çalınca ve bunu çok kez tekrarlayınca, zil sesini işittiğinde et görmeden de hayvanın salyası akmaya başlar. Bu, ’şartlı refleks’tir. ( ... ) Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, Sünni veya Katolik olarak gelmeyiz. Bunlar bize öğretilen değerler, bir başka deyişle, şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler. Bir gün Pavlov’un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur, bir kısmı da günlerce korkuyla titreşir çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpeklerde tık yoktur. Şu müthiş sonuca varır Pavlov: ‘Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırmaktadır.’ (...) Pavlov’un köpeklerindeki gibi, ağır travm...

Marka ve isimlere bak

Paraşütünüzü Kim Hazırlıyor?

Charles Plumb Vietnamda uçmuş, ABD Hava Harp Okulu mezunu bir pilottu. Savaş sırasında yaptığı 75.inci uçuşta, yerden havaya atılan güdümlü bir füze tarafından vuruldu. Derhal kendini fırlatıp paraşütle bir ormanın içine düştü. Kısa bir sure sonra da Vietkonglar tarafından yakalandı ve tam 6 yıl kuzey Vietnamda esir olarak tutuldu. Bugün Charles Plumb yaşadığı bu tecrübe hakkında insanlara ders vermektedir. Bir gün Charles ve eşi restoranda yemek yerlerken bir adam masalarına yaklaşır ve şaşkınlık içinde çığlık atar: - Aman Allahım! Sen Plumb'sın. Vietnam'da jet pilotuydun, Kitty Hawk havaalanından. Uçağın düşmüştü! - Evet ama sen nereden biliyorsun bunu? der eski pilot Plumb - Biliyorum çünkü uçuş öncesi senin paraşütünü ben hazırlamıştım. Plumb hayretler içindeydi. Adam elini Plumbun omuzuna atar: - Anladığım kadarıyla paraşüt işe yaramış Plumb evet anlamında kafasını sallar. - Eğer işe yaramasaydı şu anda burada değildim. Plumb o gece, restoranda masaya gelen adamı düşünmekt...

Yoğurdun standardı niye değişti? Çocuklarımızı tehlikeye atmayın!

Firmalar baskı yaptı, tebliği değişti, katı madde şartı kalktı, protein miktarı zorunluluğu azaltıldı. Bu da ‘sulu yoğurt’ dönemini başlatacak. Dahası katılaşsın diye kimyasal katılması tehlikesi var. Sıra yoğurda geldi. Ey halkım... Tarım Bakanlığı’nın emriyle bundan sonra doğru dürüst yoğurt yiyemeyeceksiniz. Neyin, ne olduğunu anlatayım. Türkiye’de üretilen sütün üçte biri yoğurt olarak tüketilir. Yılda 2.2 milyon ton yoğurt tüketiriz. Bunun 400 bin tonu şimdilerde sanayi yoğurdu. Sanayi yoğurdunun parasal değeri 1 milyar lira dolayında. Sanayi yoğurdunda piyasaya çokuluslu, yabancı firmalar hakim. Bunlar bazı büyük yerli firmaları aldı. Kendi markaları ve satın aldıkları markalarla dünyanın her yanında üretilen ve satılan yoğurt tadını, türünü Türk tüketicisine alıştırmaya çalışıyorlar. Başarılı da oldular. Bizim geleneksel kaymaklı yoğurt tadını unuttuk. Her yerde satılan tatsız bir yoğurt yiyoruz. Eski geleneksel Türk yoğurdunu üretmek için yoğurtçularımız ve ev kadınlarımız, sü...

Önce düşün

Jack yavaşlamadan önce takometreye baktı. Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Jack arabasını sağa çekti. "İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer" diye düşünüyordu. Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu polis kiliseden Bob değil mi? Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan dahakötüydü. Kiliseden tanıdığı bir polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu.Hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için. "Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç" "Merhaba Jack" Bob gülümsemiyordu. "Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın" "Evet öyle" Bob umursamaz görünüyordu. "Son günlerde eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi. Ayrıca Diana bana bu akşam patates ve biftek yiyeceğimi...